Son yıllarda adını kremlerde, serumlarda, içeceklerde hatta kahvelerde bile sıkça duymaya başladığımız bir kelime var: Kolajen. “Kolajen içiyorum”, “kolajen kremi kullanıyorum”, “kolajenimi artırmak istiyorum” gibi cümlelerle günlük hayatımıza iyice girdi.
Peki kolajen gerçekten nedir? Cildimiz için neden bu kadar önemlidir? Ve en önemlisi, cildimizdeki kolajeni korumak veya artırmak için gerçekten neler yapabiliriz?
Öncelikle kolajenin sadece cilde ait bir madde olmadığını söyleyelim. Kolajen, vücudumuzda en fazla bulunan proteinlerden biridir, deri başta olmak üzere kemik, tendon, bağ ve kıkırdak gibi pek çok dokunun yapısında bulunur. Deride ise özellikle dermis dediğimiz, cildin yüzeyinin altında bulunan tabakanın temel yapı taşlarından biridir.
Basitçe anlatmak gerekirse kolajeni cildimizin taşıyıcı iskeleti gibi düşünebiliriz. Cildin sağlamlığına, direncine ve yapısal bütünlüğüne katkıda bulunur. Elastin ve hyalüronik asit gibi diğer dermal yapı taşlarıyla birlikte cildin genç ve sağlıklı görünmesinde önemli rol oynar.
Peki yaş aldıkça kolajene ne oluyor?
Ne yazık ki kolajenimiz hayat boyu aynı miktarda ve aynı kalitede kalmıyor. Yaşla birlikte ciltte yeni kolajen üretimi azalırken mevcut kolajenin yapısında da bozulmalar meydana geliyor. Bunun sonucunda zaman içerisinde cilt inceliyor, elastikiyetini kaybediyor, kırışıklıklar ve sarkmalar daha belirgin hale geliyor.
Ancak burada önemli bir nokta var: Kolajen kaybının tek nedeni yaş almak değil.
Güneşten gelen ultraviyole ışınları cilt yaşlanmasının en önemli dış etkenlerinden biridir. Uzun yıllar boyunca korunmasız güneş maruziyeti, dermisteki kolajen yapısının bozulmasını hızlandırır. Sigara kullanımı da benzer şekilde oksidatif stresi artırarak kolajen ve elastik liflere zarar verir.
Bir başka konu ise fazla şeker tüketimidir. Şeker moleküllerinin proteinlere bağlanmasıyla oluşan ve “glikasyon” adı verilen süreç, kolajen liflerinin yapısını ve fonksiyonunu olumsuz etkileyebilir.
Yani kolajeni artırmaya çalışmadan önce belki de ilk sorumuz şu olmalı: Elimizdeki kolajeni yeterince koruyor muyuz?
Kolajeni korumanın en basit yolu: Güneşten korunmak
Cilt yaşlanmasını yavaşlatmak ve kolajen kaybını azaltmak için yapılabilecek en etkili şeylerden biri düzenli güneşten korunmadır.
Üstelik güneşten korunmayı yalnızca yaz aylarında, deniz kenarında yapılması gereken bir uygulama olarak düşünmemek gerekir. Günlük yaşamda da uygun güneş koruyucuların kullanılması, özellikle yüz gibi sürekli güneşe maruz kalan bölgelerde fotoyaşlanmanın önlenmesinde oldukça önemlidir.
Sigara kullanmamak, dengeli beslenmek, yeterli uyumak ve düzenli fiziksel aktivite de sağlıklı yaşlanmanın parçalarıdır. Burada sıkça duyduğumuz “bol su içmek kolajeni artırır” cümlesini ise biraz dikkatli kullanmak gerekir. Yeterli sıvı almak genel sağlık ve cilt fonksiyonları açısından önemlidir ancak fazladan su içmenin tek başına ciltte yeni kolajen ürettiğini söyleyemeyiz.
Peki ne yemeliyiz?
Kolajen de sonuçta bir proteindir ve üretimi için vücudumuzun aminoasitlere ihtiyacı vardır. Bu nedenle yeterli ve dengeli protein alımı önemlidir. Balık, yumurta, et, tavuk, süt ürünleri ve baklagiller günlük beslenmede protein kaynakları olarak kullanılabilir.
Kolajen sentezinde özellikle C vitamini önemli bir rol oynar. C vitamini, kolajen molekülünün oluşumundaki bazı temel biyokimyasal reaksiyonlar için gereklidir. Portakal, mandalina, çilek, kivi, maydanoz, biber ve brokoli gibi besinler iyi C vitamini kaynaklarıdır.
Çinko ve bakır gibi mikrobesinler de normal bağ dokusu metabolizmasının çeşitli basamaklarında görev alır. Ancak buradan “ne kadar fazla vitamin ve mineral alırsak o kadar fazla kolajen üretiriz” sonucu çıkarılmamalıdır. Eksiklikleri önleyecek dengeli bir beslenme, çoğu insan için en doğru yaklaşımdır. O zaman bir sonraki yazıda konusu kolajen takviyeleri ve kolajen üretimini tetikleyici işlemlerle devam edelim…

