irpmedya @ gmail.com


Bursa’da siyaset, ticaret ve sivil toplum hayatında zaman zaman aynı hikâyeyi görüyoruz.

Birileri bir yola çıkıyor.

Yanında birkaç kişi…

Omuz omuza, aynı heyecanla, aynı sözlerle, aynı hedeflerle yürüyorlar.

Sonra yol uzuyor.

İmkânlar artıyor.

Makamlar, koltuklar, ilişkiler, güç dengeleri değişiyor.

Ve bir bakıyorsunuz…

Yola çıktıkları insanları, yolda buldukları insanlarla değiştirmişler.

Dün beraber yürüdüklerini bugün hatırlamıyorlar.

Dün kapısını çaldıkları insanların bugün telefonlarına çıkmıyorlar.

Dün bir sofrayı paylaşanlar, bugün aynı masaya oturmayı kendilerine yakıştırmıyorlar.

Neden?

Çünkü bazıları için yolun başındaki dava ile yolun sonundaki makam arasında büyük bir fark vardır.

Yolun başında “biz” vardır.

Makam görünmeye başladığında ise “ben”…

Bursa bunu çok gördü.

Siyasette de gördü, ticarette de gördü, sivil toplumda da gördü.

Dün bir düşüncenin etrafında birleşenlerin, bugün kişisel hesapların etrafında kümelendiğine şahit olduk.

Dün “dava” diyerek yola çıkanların, bugün davanın kendisinden çok kimin yanında durduğuyla ilgilendiğini gördük.

Oysa dava dediğiniz şey, kişinin makamıyla değişmez.

Dava, kişinin cebine girenle çıkmaz.

Dava, seçimden seçime hatırlanmaz.

Dava şuurunun gerçek ölçüsü, kimse size bir şey vermediğinde de aynı yerde durabilmektir.

Bursa büyük bir şehir.

Ticareti güçlü, sanayisi güçlü, insan kaynağı güçlü.

Ama bu şehrin en büyük zenginliği sadece fabrikaları, organize sanayi bölgeleri veya milyarlarca liralık ticaret hacmi değildir.

Bu şehrin asıl zenginliği, yıllardır bedel ödeyen, emek veren, karşılık beklemeden çalışan insanlarıdır.

Onları bir kenara itip dün tanımadığınız insanlarla bugün yeni hesaplar kurabilirsiniz.

Ama geçmişi silemezsiniz.

Çünkü Bursa küçük bir yerdir.

Herkes herkesi tanır.

Kim nereden geldi?

Kiminle yürüdü?

Kim kimin yanında durdu?

Kim zor gününde kimi yalnız bıraktı?

Kim yükselince çevresini değiştirdi?

Bunların hepsi hafızada kalır.

Bugün makam sahibi olmak kolay olabilir.

Bir koltuğa oturmak da…

Bir çevre oluşturmak da…

Fotoğraf vermek de…

Alkış almak da…

Zor olan, o koltukta otururken dün kim olduğunuzu unutmamaktır.

Asıl mesele budur.

Çünkü insanın karakteri, gücü yokken değil; güç eline geçtiğinde belli olur.

Yanında kimse yokken vefalı olmak kolaydır.

Asıl mesele, herkes yanınızdayken eski dostunuzu unutmamaktır.

Bugün Bursa’da bazı çevrelerde yeni bir alışkanlık görüyoruz:

Eski yol arkadaşlarını tasfiye et…

Yeni güç merkezlerine yaklaş…

Dün eleştirdiğini bugün alkışla…

Dün savunduğunu bugün unut…

Sonra da bütün bunlara “siyaset” de.

Hayır!

Her şey siyaset değildir.

Bazen bunun adı sadece menfaat hesabıdır.

Ve menfaat üzerine kurulan ilişkilerin ömrü, menfaatin ömrü kadardır.

Dava şuurundan uzaklaşanların en büyük yanılgısı ise kendilerini vazgeçilmez sanmalarıdır.

Oysa hiçbir insan vazgeçilmez değildir.

Ne siyasetçi…

Ne iş insanı…

Ne bürokrat…

Ne oda başkanı…

Ne dernek yöneticisi…

Ne de herhangi bir koltuk sahibi.

Koltuklar gelir geçer.

Unvanlar gelir geçer.

Seçimler gelir geçer.

Bugün alkışlayanlar yarın başka birini alkışlar.

Ama geriye bir tek şey kalır:

İnsanların sizin hakkınızda taşıdığı kanaat.

Bursa'nın hafızası güçlüdür.

Bu şehir, kimlerin gerçekten mücadele ettiğini de bilir, kimlerin şartlara göre saf değiştirdiğini de…

Kimlerin davaya inandığını da bilir, kimlerin davayı kendisine basamak yaptığını da…

O yüzden bugün kendisini büyük görenlere küçük bir hatırlatma yapmak gerekir:

Sizi bulunduğunuz yere getirenleri küçümsemeyin.

Çünkü insanın yükselmesi başarı olabilir.

Ama yükselirken insanlığını, vefasını ve geçmişini koruması asıl başarıdır.

Yola çıktıklarınızı yolda bulduklarınızla değiştiriyorsanız, belki de sorun yol arkadaşlarınızda değildir.

Belki de siz artık aynı yolda yürümüyorsunuzdur.

Ve belki de en acı gerçek şudur:

Bazıları davayı terk etmez.

Davayı kendisine terk ettirir.

Çünkü bir süre sonra dava, onların gözünde bir amaç olmaktan çıkar…

Kendi ikballerine ulaşmanın aracına dönüşür.

Bursa bunu görür.

Bursa bunu konuşur.

Bursa bunu unutmaz.

Çünkü bu şehirde herkesin bir hesabı olabilir.

Ama Bursa'nın hafızasının hesabı başkadır.

Ve o hesap, sandıkta da, seçimde de, makamda da değil…

İnsanların vicdanında görülür.