Öncelikle şunu en başta açıkça ifade edeyim.
İlkokulu üç kişilik sıralarda, 70 kişilik sınıflarda, sobayla ısınan bir okulda okudum. Bugünkü eğitim imkânlarının belki de yüzde biri bile yoktu. Tebeşir, kara tahta, sobanın üzerinde ısıtılan simitler... Beş yılımız böyle geçti. O yıllarda bize eşlik eden tek yardımcı kaynak ise ailelerimizin dişinden tırnağından artırarak aldığı ünite dergileriydi.
İlkokul çağında dershane, etüt merkezi ya da özel ders gibi kavramlar hayaldi. Gerçek olan ise kısıtlı imkânlar ve büyük hayallerdi. İşte o şartlarda yetişen nesiller; ortaokulu, liseyi, üniversiteyi bitirdi, hatta yurt dışında eğitim görme fırsatı yakaladı. Bugün dönüp baktığımızda o fedakârlıklar için ne kadar şükretsek azdır.
Şimdi ise bambaşka bir tabloyla karşı karşıyayız. Derslik sayıları arttı, birçok bölgede tekli eğitime geçildi. Bir yandan eski okullar yenilenirken, diğer yandan yeni derslikler inşa ediliyor. Sınıf mevcutlarının azaltılması için ciddi yatırımlar yapılıyor. Elbette bunlar eğitim adına önemli ve değerli adımlar.
Ancak geleceğe ilişkin dikkat çekici bir gerçek var.
Belki de bu gidişle Türkiye'de derslik sorunu yeni okul yapmadan çözülecek.
Şaşırmayın...
Geçtiğimiz yıl ilkokula başlayacak öğrenci sayısının yaklaşık 1 milyon 750 bin olduğu ifade edilirken, bu yıl bu rakamın yaklaşık 1 milyon 50 bine gerilediği belirtiliyor. Mevcut projeksiyonlar, gelecek yıl ise bu sayının 900 binin altına inebileceğine işaret ediyor.
Bu tablo, eğitim yatırımlarının önemini azaltmıyor; ancak nüfus yapısındaki değişimin ne kadar hızlı olduğunu gözler önüne seriyor. Öğrenci sayısı bu hızla düşmeye devam ederse, geçmişte köylerin boşalması nedeniyle kapısına kilit vurulan köy okullarına, bu kez şehirlerdeki okullar da eşlik edebilir.
Madalyonun ön yüzünde derslik ihtiyacının azalması var.
Arka yüzünde ise çok daha önemli bir mesele bulunuyor.
Türkiye'nin yıllarca en büyük avantajı olarak gösterilen genç nüfusu giderek yaşlanıyor. Doğurganlık oranları düşüyor. Eğer bu konuda etkili sosyal ve ekonomik politikalar geliştirilmezse, orta vadede nüfus artış hızı eksiye dönebilir.
Konu sadece eğitim değil; ekonomi, üretim, savunma, sosyal güvenlik ve geleceğimizdir.
Bugün birçok aile çocuk sahibi olmayı ekonomik sebepler, barınma sorunları ve gelecek kaygıları nedeniyle erteliyor ya da tamamen vazgeçiyor. Son yıllarda evcil hayvan sahipliğinin artması da dikkat çekici bir toplumsal değişim olarak karşımıza çıkıyor. Elbette hayvan sevgisinin yeri ayrıdır; ancak çocuk sevgisinin ve güçlü aile yapısının yerini hiçbir şey tutamaz.
Türkiye'nin dinamik nüfus yapısını koruyabilmesi için aileyi destekleyen, gençlerin gelecek kaygılarını azaltan ve çocuk sahibi olmayı teşvik eden politikaların daha güçlü şekilde hayata geçirilmesi gerekiyor.
Öneri bizden, değerlendirmesi ise yetkililerden.
Türkiye'nin Derslik Sorunu Okul Yapmadan Çözülür mü?
Bu makale 649 kere okunmuş.15 Temmuz 2026, Çarşamba - 07:51

