ilhami16 @ gmail.com

Yazımın başında net ifade edeyim:
Akademik odaların, ticaret ve sanayi odalarının, hemşehri derneklerinin ve sivil toplum kuruluşlarının siyasi partisi olmaz. Olmamalıdır da...

Elbette siyaset kurumuyla iletişim kurarlar. Şehrin sorunlarını anlatırlar, çözüm ararlar, kapıları çalarlar. Yani siyasetten uzak durabilirler ama siyasetçiye yakın olmak zorundadırlar. Çünkü hizmetin yolu çoğu zaman diyalogdan geçer.

Ancak iş seçim dönemlerine yaklaştığında ortalık bir anda farklı bir havaya bürünür. "Hükümet arkamda", "Falanca parti bizi destekliyor", "Biz bu makamlara onların sayesinde geldik" gibi fısıltılar kulaktan kulağa dolaşmaya başlar.

İşin ilginç tarafı ise, bu dedikoduları çıkaranlar bir süre sonra kendileri de bunlara inanmaya başlar. Sonra da herkesin aynı şeye inandığını zannederler.

Ama sadece zannederler...

Gerçek hayat öyle işlemez.

Toplum, kimin hizmet ettiğine de bakar, kimin bir kurumu siyasi hesaplarına alet ettiğine de...

Bir başka önemli konu daha var.

Bugün hem bir siyasi partinin yönetiminde görev alıp hem de bir hemşehri derneğinin başkanlığını yapan isimlerle karşılaşıyoruz. Elbette herkesin siyaset yapma hakkı vardır. Buna kimsenin itirazı olamaz.

Ancak hemşehri dernekleri, toplumun her kesimini kucaklayan yapılardır. O derneğin çatısı altında iktidar partisine gönül veren de vardır, muhalefeti destekleyen de... Hiçbir partiye yakın durmayan vatandaş da vardır.

Dolayısıyla böyle bir yapıyı tek bir siyasi görüşün temsilcisi gibi göstermek, o derneğin ruhuna da, kuruluş amacına da zarar verir.

Sivil toplum kuruluşları, siyasete insan yetiştiren bir basamak olmamalıdır.

Eğer bir STK'yı siyasi kariyerin merdiveni olarak görenler varsa, önce kendilerine şu soruyu sormalıdır:

"Ben topluma mı hizmet ediyorum, yoksa siyasette bir hedefe mi yürüyorum?"

İkisini aynı anda yürütmek her zaman mümkün olmayabilir.

Bu nedenle tercih yapmak gerekir.

Ya siyasette aktif görev alırsınız...

Ya da toplumun tamamını temsil etme sorumluluğunu üstlenirsiniz.

Çünkü bir STK başkanının en büyük sermayesi, tarafsızlığına duyulan güvendir.

O güven kaybolduğunda geriye sadece tabela kalır.

Unutulmamalıdır ki; sivil toplum kuruluşlarının gücü, arkasındaki siyasi rozetten değil, toplumun her kesiminden aldığı destekten gelir.