ilhami16 @ gmail.com


Bütünşehir Yasası çıkarken alkışlayan çoktu.
“Köyler mahalle oluyor, hizmet artıyor” denildi.
Doğruydu… Kâğıt üzerinde.
Ama Bursa gibi kadim şehirlerde köyün sadece tabelası değil, ruhu da söküldü yerinden.
Köy tüzel kişiliklerine ait araziler, tarlalar, ortak alanlar bir kalemde ilçe belediyelerine geçti.
O gün kimse sormadı:
Bu topraklar kimin emaneti?
Bugün gelinen noktada manzara iç açıcı değil.
Nakde sıkışan bazı belediyeler, köyün ortak mirasını arsa diye görüyor,
ihaleye çıkarıyor,
satıyor…
Hem de gözünü kırpmadan.
Oysa olması gereken çok netti.
Bu araziler;
– Betonun değil, üretimin alanı olmalıydı.
– Müteahhidin değil, köylünün geleceği olmalıydı.
Çözüm mü?
Aslında zor değil.
O toprakların bulunduğu eski köylerde tarım ve üretim kooperatifleri kurulmalıydı.
Araziler bu kooperatiflere tahsis edilmeli,
gençler köyünde tutulmalı,
kadınlar üretimin merkezine alınmalıydı.
Bugün herkes “köyler boşalıyor” diye yakınıyor.
Peki soralım:
Toprağını elinden aldığın insan köyde nasıl kalsın?
Daha vahimi şu:
Satış yapılacaksa bile, bu satışlar piyasa koşullarına göre değil,
çok cüzi bedellerle kooperatiflere yapılmalıydı.
Demografik yapı gözetilmeli,
o köyde yaşayanların söz hakkı korunmalıydı.
Çünkü bu mesele sadece arazi meselesi değil;
bu mesele kültür,
gelecek,
aidiyet meselesidir.
Bugün satılan her köy arazisi,
yarın geri dönmeyecek bir hatıradır.
Bir imece kültürüdür,
bir düğün yeridir,
bir hayvancılık alanıdır.
Buradan açıkça söyleyelim:
Köy arazilerini satışa çıkaran belediyeler yanlış yoldadır.
Bu yanlıştan dönmek, hâlâ mümkündür.
Ama yarın değil…
Bugün.
Çünkü köy gitti mi,
şehir de bir gün yetim kalır.