Özel hastanelerin kapısından arabanızla içeri girdiğinizde sizi ilk karşılayan şey çoğu zaman bir doktor, bir hemşire ya da bir danışma görevlisi olmuyor.
Bir vale.
Elinde anahtar, yüzünde görev bilinci…
Ama cümlesi net:
“Vale ücreti 150 lira.” bu en azı bu rakam 1000 TL'ye kadar çıkıyor...
Şimdi duralım.
Bir insan hastaneye neden gider?
Keyiften mi?
Canı sıkıldığı için mi?
Yoksa çoğu zaman çaresizlikle, ağrıyla, korkuyla mı?
İşte tam da bu noktada, özel hastanelerdeki vale meselesi sadece bir “hizmet” başlığı olmaktan çıkıyor; bir vicdan sınavına dönüşüyor.
Çünkü hastaneye gelen insanların önemli bir kısmı zaten ciddi bir maddi yükün altına girmiş durumda. Muayene farkı, tetkik ücretleri, ilave işlemler… Bir de daha içeri adım atmadan başlayan “park parası stresi”.
Üstelik çoğu hastanede başka bir alternatif de sunulmuyor.
“Vale zorunlu değil” deniyor ama hastanenin etrafında park edecek yer yok.
Otopark yok ya da varsa bile hasta yakınına kapalı.
Ya da dolu şeklinde bir levha...
Sonuç? Mecburiyet.
Bu noktada soruyu sormak gerekiyor:
Bu gerçekten hizmet mi, yoksa dayatma mı?
Özel hastaneler, sağlık hizmeti sunduklarını her fırsatta vurgular. Ama sağlık, ticari reflekslerin bu kadar merkezine yerleştiğinde, işin rengi değişiyor. Vale sistemi; otel, AVM, lüks restoran için makul görülebilir. Ama hastane… Orası başka bir yer.
Orası insanların en savunmasız olduğu alan.
Aceleyle girilen, bazen gözyaşıyla çıkılan bir kapı.
Bir anne çocuğunu acile yetiştirmeye çalışırken vale ücretini düşünmemeli.
Bir yaşlı, arabasını nereye bırakacağını kara kara hesaplamamalı.
Bir hasta yakını, “doktor mu pahalı olacak, vale mi?” ikileminde kalmamalı.
Asıl rahatsız edici olan ise şu:
Bu ücretlerin çoğu zaman şeffaf olmaması.
Ne kadar olduğu girişte söyleniyor.
Faturası çoğu zaman yok.
Hizmet bedeli mi, bağış mı, otopark ücreti mi belli değil.
Peki denetim?
İşte orası muamma.
Sağlık Bakanlığı özel hastanelerde alınabilecek fark ücretlerini tek tek belirlerken, kapıdaki vale meselesi adeta gri bir alana bırakılmış durumda. Oysa bu da hastanın cebinden çıkan bir para. Hem de istemeden.
“Arabayla gelmesinler” demek çözüm değil.
Toplu taşımanın her hastaya uygun olmadığı bir şehirde yaşıyoruz.
Ambulans dışındaki seçenekler hâlâ gerçek hayatın bir parçası.
Belki de mesele vale değil.
Mesele, sağlık hizmetinin çevresinde oluşan bu küçük ama can yakıcı masrafların artık normalleştirilmesi.
Bugün vale…
Yarın başka bir “hizmet bedeli”.
O yüzden bu konu hafife alınmamalı.
Çünkü sağlık, lüks değildir.
Ve hastane kapısında başlayan her zorunlu ücret, toplumun adalet duygusunda küçük ama derin bir çizik bırakır.
Şifa aramaya giden insanlara, ilk olarak fiş değil, empati uzatılmalı.
Bu arada hazır konu özel hastanelerden açilmis iken bu fark ücretlerini işlemeye ilerleyen günlerde devam edeceğiz.Bir vatandaş özel hastanede hangi tedavi için ne kadar ücret ödeyecek Fazla ödediği ücreti nasıl iade alacak? itiraz için hangi makama müracaat edecek yakında www.manset16.com da...

