ilhami16 @ gmail.com


ABD’nin son dönemdeki politikalarına bakınca insan ister istemez durup düşünüyor:. 

Bu gerçekten demokrasi mi, yoksa güçlü olanın kendi çıkarını evrensel değer diye pazarlaması mı?

Washington’dan çıkan her hamle “özgürlük”, “istikrar” ve “demokrasi” ambalajıyla sunuluyor. Ama ambalajı açınca karşımıza çıkan şey çoğu zaman klasik bir yayılmacılık oluyor.


Venezuela ile başladı, sonra başka ülkeler… Yetmedi, Grönland gündeme geldi.  AB ulkelerine ilave vergi istegi..
Ardından Kanada’nın zengin petrol yatakları üzerinde dolaşan iştah kabartıcı söylemler...

İran ile ilgili konuşmalar..Yine Irak secimlerine ilişkin açıklamalar...

ABD yaptığında bunun adı jeopolitik hamle, stratejik vizyon.

Aynı refleksi başka bir ülke gösterse manşet hazır: “İnsan haklarına aykırı”, “uluslararası hukukun ihlali”. İşte çifte standart tam da burada başlıyor.


Şimdi bir de Gazze meselesi var. Sözde imar, sözde yeniden inşa. Güzel kelimeler, parlak sunumlar…

Ama masanın altına bakınca tablo değişiyor. “Pamuk eller cebe” deniliyor, ülkelerden birer milyar dolar isteniyor.

Soru basit: Bu paranın garantisi ne? Gazze gerçekten ayağa kalkacak mı, yoksa bu da başka bir jeopolitik dosyanın finansmanı mı olacak?
Daha da önemlisi şu: Trump bugün var, yarın yok. Amerikan siyasetinde dosyalar başkanla birlikte değişir, rafa kalkar, hatta çöpe gider.

Peki birkaç yıl sonra Trump gider, bu milyarlar bir yerlerde bekler, Gazze hâlâ enkaz hâlindeyse ne olacak?

O paraların hesabını kim verecek? Kim “kusura bakmayın” diyecek?


Burada hafızayı tazelemekte fayda var. F-35 meselesi… Türkiye bu programa dahil oldu mu? Oldu. Parasını ödedi mi? Ödedi.sonra ne oldu 2021 yılında programdan cikarildi. Para iade edildi mi?

Hayır. O gün “müttefiklik” rafa kalktı, bugün “dayanışma” konuşuluyor.

Aynı aktörler, aynı yöntemler, sadece dosya ismi değişik.


Güven dediğiniz şey sözle kurulmaz, sicille kurulur. Uluslararası ilişkilerde “iyi niyet” diye bir kavram vardır ama o kavram tek başına kasaya para koydurmaz.

Hele ki geçmişte benzer dosyalarda mağduriyet yaşanmışsa, kimse körü körüne elini cebine atmaz.


Demokrasi ihracı adı altında yürütülen bu politikaların bedelini hep başkaları ödüyor. ABD plan yapıyor, fatura müttefiklere kesiliyor.

Oysa dünya bir banka şubesi değil, ülkeler de otomatik ödeme talimatı vermiş müşteri değil.

Herkesin hafızası var, arşivi var, tecrübesi var.
Demokrasi ihraç ettiğini iddia edenlerin geçmişte yaptığı insan hakları ihlallerini biz unutsak bile tarih unutmaz...

Onların ki demokrasi görünümlü hak ihlali..

Velhasili mesele güven, samimiyet ve adalet. Aynı aktörler, aynı yöntemlerle gelip yeni bedeller talep ediyorsa, insanlar ister istemez soruyor:

Bu kez sonuç farklı mı olacak, yoksa bir dosya daha mı kapanacak? Bu soruların cevabı verilmeden, kimseye yeni fatura kesilmez.

Zenginin güçlünün  haklı olduğu değil; hâkkin hakliya teslim edileceği bir dönem tüm dünyaya barış getirir vesselam.

Yanlış mı düşünüyorum dostlar?